bouquet

Milenyum Robotları

2000 yılına girerken zor alıştığım tarih bana biraz ürkütücü gelmişti.Dünyamızın yaşlandığını artık bu yükü zor çektiğini düşünüyordum.İnsan kalabalığı,kargaşa,çevre kirliliği,bilgi kirliliği,teknoloji yükü,insan egoları,fazlaca bilmişlik,özgürlüğü kısıtlanmış ruhlar,teknolojinin sunduğu konforlu olduğunu sandığınız faturalı hayat ,olmaz sa olmazımız iletişim sisteminin beynimize ve ruhumuza verdiği tahribat ,sistem diye önümüze programlanıp konulmuş ve elinden asla kurtulamayacağımız hayat zor gelmeye başladı.Aynı anda bütün akrabalarımızdan,tanıdıklarımızdan ve tüm dünyadan aldığımız haberlerle meşgul zihnimiz,beş duyumuzu kullanmayı unutmuş bedenimiz,sanal alemin içinde sağa sola yalpalayan milenyum robotları olduk.Doğrusu insan kavramı nerede kaldı?
Ben kendi adıma,bu kadar yoğun teknolojinin olmadığı dönemdeki beş duyumu kullandığım basit hayatımı özlüyorum.Bunun için yazılarımda,’minyatür butik’ projemde geçmiş zaman konu oluyor.
90lı yıllarda önümüze bazı kavramlar atıldı.Secret ya da Türkçesi sır,foton kuşağı,aydınlanma çağı,yüksek bilinç gibi vs….Bu konuda çok kitaplar yazıldı,sprütüel yaşam anlatıldı,insanın ruhsal yapısı ,insandaki açılımlar irdelendi.Bir çok insan alim,keşiş oldu.Sonra hayatımıza Uzakdoğu felsefesi feng-şuı,re iki metodları,kuantum fiziği,bio enerji gibi kavramlar girdi.Anadoluda ebe ninelerimizin yaptığı bitkisel tedaviler ve duaya dayalı okumalar birden önümüze şifa teknikleri olarak geldi.Diğer tarafta bütünü ile bozulmuş ekolojik yapıda,yediğimiz ,içtiğimiz,giydiğimiz her şey yapay hale geldi.
Gelişmişliğin,uygarlığın göstergesi olarak sunulan teknoloji,elimizdeki akıllı telefonlarla,tabletlerle hayatımızı kolaylaştırdı sandık,dört işlemi yapamaz hale geldik.Beynimiz hesaplarla yorulmuyordu ama teknolojinin sunduğu rahatlık ,bir yanlış tuşa dokunarak yaptığımız hata ile ne beyin ne de sinir bırakıyordu.Saatlerce tutsak olduğumuz büyük küçük ekranlar zamanı çok çabuk öğütüp bereketsizleştiriyordu.Kendimizin yaptığı hiç bir şey kalmamıştı artık.
Sonra parapsikoloji dersleri aldık.Kendimizi iyileştirme,içimize dönme,hayatımızı yönetme.Halbuki asırlar öncesinden Yunus Emre bize seslenmişti
“Beni bende var deme,bende değilim
Bir ben var benden içeri”
Daha niceleri sazları ile sözleri ile anlatmışlardı.Ama biz kavram kargaşaları ile zorlaştırmayı tercih ettik.Çok okur,araştırır olduk,bir türlü kendimizi ve dünyayı yoluna koyamadık.Dinlemesini,susmasını ve anlamasını beceremedik.Elimizdeki teknoloji ile çok bildik sandık,çok konuşur olduk.
Akıllı telefonlar,akıllı evler bir şartelin indirilmesi ile kabusa döner.O zaman ne yaparız bilmem.
Evime misafir gelen çocuklara önceden, oyalanacaklaırı birer oyuncak verirdim.Evirip çevirip hayal kurar oynarlardı.Şimdi milenyum çocukları misafir gelince internet şifremi veriyorum,onlar zaten tabletleri ile geliyor.Ben onları, onlarda beni anlamıyor..
Tabiki bunlar olması gerekenlerdir,ama ben milenyum robotu olmaya alışamadım.
Sevda Çelik

Share
Kategori: Blog