bouquet

Bakkal Amca

İstanbul’un henüz,trafik,kargaşa,betonlaşma ile bozulmadığı yıllarda sakin ve ve huzurlu semt hayatları vardı.Komşuluk ve esnaf ilişkileri de bir o kadar samimiydi.

Apartman  hayatları,birbirleri ile ilgili,haberdar ilişkiler içinde yürür,çoğu zaman unutulmaz dostluklar,hatıralar hafızalara kazınırdı.

Annemin evcil ve kadınca dokunuşları evimizin her köşesine yansır,temizlik titizlik alışkanlıkları bizi bunaltsa bile huzurlu mutlu çocuklardık.Kardeşim ve ben oyunlarımızı kendimiz kurar saatlerce oyalanırdık ya da sokağa çıkmak için izin ister,doyasıya koşar zıplardık.Sek sek,ip atlamak,yakar top çocukken yaptığımız sporlardı.hulahop,lak lak gibi kabiliyete dayalı oyunlar eğlenceli gelirdi..

Mahallemizin uzun sokağında bize en yakın bakkal,evimizin hemen karşısındaki Hüsnü amcanın bakkalıydı.Elimize geçen harçlıklarla leblebi unu,kavanozlardaki pembe veya beyaz sakızlar,kaymaklı bisküvi ,lolipop almak bizi mutlu ederdi.En önemlisi ise içinden artist çıkan sakızlardı.Çünkü artistleri biriktirir,olan olmayan arkadaşlarımızla değiş tokuş yapar böylece seriyi tamamlardık.

Bakkal Hüsnü amca hemen hemen sokağın bütün çocuklarını tanır,onları sever,harcamaları ile de bolca para kazanırdı.Hüsnü amcanın bakkalında bakliyat ve şeker kese kağıtlarına konulur,kefeli terazide tartılırdı.Bazen günde bir kaç kez annem bizi bakkala gönderirdi.o yıllarda gaz yağı bakkallarda satılırdı.Soba yakarken,gaz lambası için kullanılan gaz yağı için bizim evde de gaz şişeleri vardı.Hüsnü amca musluklu büyük bidonundan litrelik kaplarla gaz yağımızı doldururdu.Evlerden sepet uzatılıp sipariş verilir bu da işin lüksüydü.Mahalle bakkalımızın en büyük sıkıntısı veresiye defteriydi. Çoğu aile alışverişini bu deftere yazdırır,aybaşı geldiğinde öderdi,ancak ödemeyenler veya geciktireler büyük sorun olurdu.

Nüfusun henüz yoğun olmadığı 1960 lı yıllarda ,trafik çilesi,araba çokluğu gibi birşey bilmediğimiz için,sokaklar bizim oyun parklarımızdı.Sokakta özel araç nadir olup,evlerde araç gürültüsünden değil ,çocuk seslerinden rahatsız olunduğu için camlar kapatılırdı.

Hava kapalı olduğu zaman en büyük zevkimiz kardeşimle cam kenarına oturup ,evimizin ana caddeye bakan penceresinden ,geçen arabaları saymaktı .”Yukarıdan gelenler benim,aşağıdan gelenler onun”olurdu ya da tersi.Yağmurlu havalarda aynı oyunu şemsiyeli insanlar için oynardık.Kırmızı beyaz belediye otobüsleri geçince çok sevinirdikdik,çünkü çok nadir geçerdi.Hayal dünyası masallarla dolu mutlu çocuklardık.Kardeşimle aynı tahta kalem kutlularımız,modelleri aynı bedenleri farklı elbiselerimiz,plastik bebeklerimiz,onlara diktiğimiz elbiseler,eskiyince yenilenen ayakkabılarımız,annemin köfte patates kızartırken tencereden bitirdiğimiz yaramazlıklarımız çok gerilerde kaldı.

Biz hamburgerciler,pizzacılar bilmedik,büyük marketlerde sepetlere naylon poşetleri paketlenmiş gıdalarla doldurarak alışverişler yapmadık.Hüsnü amcanın bakkal dükkanından,şekeri,pirinçi,mercimeği tartı ile alıp,samanı ,taşı evde ayıklanarak pişirilen yemeklerle büyüdük.Az şeyden haberdardık ama kitap okur öğrenmeye çalışırdık.Depresyon bizim bilmediğimiz bir kelimeydi.Her an beynimizi yoran dijital,on line dünya yoktu.Sakin ve huzurluyduk.

Yıllar sonra Hüsnü amcanın yerinde bir market zincirini görmek zaman yolcuğuydu.Sokaklar ve esnaflar şekil değiştirirken,kaybolan değerler yine hüzünlü bir nostaljiydi…

 

 

 

 

 

Share
Kategori: Blog